Sadece adının anılması bile çoğu erkeğin yüzünde aptalca bir gülümseme yayan Pirelli Takvimi’nin 2009 Yılı için yapılan çekimlerden görüntüler geçtiğimiz günlerde basına yansıdı. Takvimin resmi tanıtımı 20 Kasım’da Berlin’de düzenlenen bir gecede gerçekleştirildi. Bu yılın teması olarak Afrika seçilmişti. Süper modeller Okavago Deltası ve Kalahari Çölü'nde filler, aslanlar ve diğer hayvanlar arasında poz vermişlerdi. Sahne arkası görüntülerinde, gözünün üstüne yerleştirilen bir çekirgeyle poz veren mankenin gözünden akan yaş, iç paralayıcıydı. Ölü bir akbabayla poz veren kızcağızların tiksinen yüz ifadeleri de kameraya yansıyordu. Berlin’de çıktıkları sahnede fazladan bir alkışı hak etmişlerdi. Ne de olsa, tüm bu sıkıntıya mesaj kaygısıyla katlanmıştı süper modeller.
Eğer Afrika’nın sorunlarına dikkat çekilmek isteniyor veya iddia edildiği gibi, Dostoyevski’nin “dünyayı güzellik kurtaracak” sözünden esinlenilmişe, f illerin önünde çamura bulanmış yarı çıplak modellerden bu mesajları algılayan varsa, beri gelsin! Malum reklamdaki, güzellik yarışmasına katılan kızın mesaj kaygısı kadar zorlama, sahte bir kaygı Pirelli Takvimi’ninki de. Açıkça deseler ya, “erkeklerin hüküm sürdüğü kapitalist dünyada, her şirket patronu takvimimizi alıp, duvarına assın istiyoruz. Dostoyevski’yi bilmeyiz ama bizim için güzellik, uzun bacaklı, zayıf ve çıplak mankenlerin güzelliğidir. Asıl mesajımız da şu: dünya erkeklerindir. Kadınlar ancak erkekler için taşıdıkları çekicilikleri kadar anlamlıdır bu dünyada. Kırk yıldır verdiğimiz mesaj da bu zaten. Afrika ve saire umurumuzda değil vallahi”.
Çektiği muhteşem fotoğraflara rağmen, çekimleri yapan Peter Beard’ü takdir ettiğimi de söyleyemem zira Gregory Colbert’in fotoğraflarından fazlasıyla esinlenmişe benziyor. Buradaki benzerlik öyle, “her, fil önünde çekilmiş modelli fotoğrafın fikri Colbert’ten çalınmıştır” paranoyakça yaklaşımını aşacak bir düzeyde. Ne var ki, Colbert’in, hayvanlarla insanların uyumlu bir şekilde yaşayabileceğini anlatan çalışmalarında, mesela fillerin yanında meditasyon yapar gibi poz veren yerli modellerinin yerini, şuh pozlar veren ünlü mankenler almış.
Kanada doğumlu film yapımcısı ve fotoğrafçı Colbert en çok Ashes and Snow adlı, fotoğraf ve filmlerden oluşan ve Nomadic Museum adlı gezici bir müzede yer alan sanatsal sergisiyle tanınıyor. Sergi 2002’de Venedik, 2005’de New York, 2006’da Santa Monica, 2007’de Tokyo ve 2008’de Mexico City’den sonra, 2009’da Brezilya’da izleyicilerle buluşacak.
Colbert çalışmasını şöyle anlatıyor: “Ashes and Snow için çalışmaya 1992’de başladığımda, insan ve hayvan arasındaki ilişkiyi keşfetmek üzere yola koyulmuştum. Tüm hayvanların paylaştıkları ortak dil ve şiirsel duyarlılıkları keşfederken, insanın hayvanlarla uyum içinde yaşadığı geçmiş zamanlardaki ortak temeli yeniden oluşturmaya yöneliyorum”.
Colbert sadece fotoğraf ve film çekmekle kalmamış, ticari çekimlerde model olarak kullanılan hayvanları korumak için bir vakıf da kurmuştu. “Doğayla anlaşmamızı yeniden düzenlememiz gerekiyor. Büyük şirketler her yıl ürünlerinin tanıtımlarında hayvanları ve doğayı kullanmak için milyonlarca dolar harcıyorlar. The Animal Copyright Foundation sorumlu şirketlerin dünyanın doğal habitat ve canlılarını koruma sorumluluklarını ve farkındalıklarını göstermeleri için basit bir yöntem sunuyor”. Bu vakıf, reklam kampanyalarında hayvanları kullanan şirketlerden, reklam bütçelerinin %1 ini bağışlamalarını istiyor. Buna katılan şirketlere reklamlarında bu kampanyayı oluşturan Animal Copyright logosunu kullanma hakkı veriliyor. Bakalım, Pirelli bu çağrıya kulak verecek mi?
Savaşma, Seviş!
Colbert’in idealist çalışmasının teması, popüler kültür tarafından sömürülmüş, içine erotik katılarak yozlaştırılmış. Popüler kültürün uygunsuz konuları cinselliğe dolayarak yozlaştırmasının daha çarpıcı bir örneğiniyse, geçtiğimiz yıl yaşadık: Irak Savaşı’nı konu alan bir çekimde, seksi mankenler savaş ortamında askerlerle poz veriyorlardı. Amacı tartışma yaratmak olan böyle bir çekim elbette amacına ulaştı. İtalyan fotoğrafçı Steven Meisel tarafından çekilen ve moda dergisi Vogue’da ‘Savaşma Seviş’ başlığıyla yer alan bir moda röportajı. The Guardian “şimdiye kadar yapılan en mide bulandırıcı, tatsız moda fotoğrafları” diye yazdı. İnternet forumlarında röportajın pornografik olduğu söylendi çünkü “bir dizi müstehcen, yasa dışı ve trajik durumu romantikleştiriyor, tecavüzü yüceltiyor, savaşı sıradanlaştırıyor ve bütün bunları da ticaret adına yapıyordu”.
Hollandalı sanat eleştirmeni Corine Vloet bu eleştirilere katılmıyor: “Fotoğraflarda Meisel’in amacıyla ilgili işaretler de var. İkonlaşmış Amerikan ürünlerinin yer aldığı uçarı taşkınlık manzaraları: Jack Daniels ve Budweiser, her Amerikalının okul partilerinden tanıdığı kırmızı, plastik bardaklar. Askerler ve fahişelerini sigara ve içki içer, güneşlenirken görüyoruz – Irak Partyland! Meisel’in anlatımında alttan alta bir alaycılık ve eleştirel bir yaklaşım var. Bunun için de kendi bildiği medyayı, moda fotoğrafını kullanıyor”.
Diyelim ki, Vloet haklı olsun; Meisel’in amacı eleştirmek olsun. Peki, “savaşma, seviş!” gibi, idealist bir sloganın buradaki kullanımını nasıl açıklar? Orası meçhul ama öyle anlaşılıyor ki, popüler kültür idealist değerleri kendi amaçları için cinsellikle harmanlayarak kullandıkça, sadece o değerleri değil, cinselliğin doğal güzelliğini de aşındırıyor.

